Binici ve at arasındaki ilişki esasında bir aşk hikayesine benzer. Birdenbire meydana gelmez. Atın neler bildiğini anlamaya çalışmak için onunla saatler süren bir çalışma yürütmek şarttır. Bu ahenk zaman içerisinde ancak güven yoluyla ortaya çıkar.
Atlara yakın olmak istediğimi küçüklüğümden beri biliyordum; sanırım daha yürümeye bile başlamadan ata bindim. Ata binmek benim için mutluluk demek, çünkü kendimi özgür hissediyorum. Sadece ben ve atım. Ve temelde peşinde olduğum, hayatımda en keyif aldığım his de işte bu. Engel atlama binicisi olmak, spordan ziyade bir yaşam biçimi. Buna gerçek anlamda bağımlı olmalısınız çünkü yaşamınızı tamamen atlara adamanız gerekir. Harika bir hayat okulu: atların bana öğrettikleri beni daha iyi bir insan yapıyor. Başarı bunların yanında ikinci planda.
“Rolex Daytona saatim bana tüm bunları hatırlatıyor, zira onu ilk kez 2013’te, benim için çok özel bir etkinlik olan CHI Cenevre’yi kazandığımda takmıştım. O günü asla unutmayacağım.”
CHI Cenevre’de ilk kez yarıştığımda 16 yaşındaydım. Oradaki gösteriyi ve kalabalığı seviyorum. Seyirciler bana övgüler yağdırıyor, benim için yılın en güzel haftası bu. Orada her sene elimden gelen en mükemmel performansı sergilemeye çalışıyorum. İsviçre’de ata binmeyi seviyorum; orada gösterinin kalbi seyirciler. Siz arenaya girdiğinizde kopan tezahüratlar... beni adeta kanatlandırıyor.
Rolex Daytona saatim bana tüm bunları hatırlatıyor, zira onu ilk kez 2013’te, benim için çok özel bir etkinlik olan CHI Cenevre’yi kazandığımda takmıştım. O günü asla unutmayacağım. Muhtemelen birlikte en çok vakit geçirdiğim nesne; gece gündüz benimle, her ne yaparsam yapayım bana eşlik ediyor.
O zamandan beri saatim pek çok güzel ana tanık oldu; ama aynı zamanda konuşamadığı için çok mutluyum çünkü başka anlar var ki onların aramızda kalması gerek.
Bugün saate baktığımda, benim bir parçam haline geldiğini görüyorum.
QR kodunu tarayarak Rolex’i WeChat’te takip edin.